Kandil Gecelerinin Yolculuğu
Türkçede “mübarek geceler” mânâsına gelen Leyâlî-i Mübareke, yalnızca bir takvim ifadesi değil; zamanla şekillenmiş bir inanç, estetik ve toplumsal hafızadır. Osmanlı şehirlerinde bu geceler, göğün yeryüzüne biraz daha yaklaştığı; ışığın, duanın ve paylaşmanın sokaklara taştığı vakitlerdi.
“Kandil” adını, cami minarelerinden ve kubbelerinden sarkan yağ kandillerinden alan bu geceler, Osmanlı’da ilk defa II. Selim devrinde resmî olarak ihya edilmeye başlandı. Kısa sürede bu uygulama, bir devlet geleneğinden halkın gündelik hayatına sirayet eden canlı bir kültüre dönüştü. Kandiller, sadece ibadetle değil; nezaket, ikram ve toplumsal dayanışma ile anlam kazandı.
Kandil günleri geldiğinde şehir farklı bir ritme bürünürdü. Gündüz vakti alaylar tertip edilir, eşrafa ve halka şekerler, şerbetler ikram edilirdi. Fırınlardan yükselen kandil çöreği kokusu, gecenin yaklaşmakta olduğunu haber verirdi. Börekçiler ve çörekçiler, kapılarının önünde o güne mahsus tatları satarken, kandil gecesi adeta şehrin müşterek sofrasına dönüşürdü.
Bugün pek az bilinen ama dönemin incelikli geleneklerinden biri de su dağıtımıydı. Evlerde sürekli suyun bulunmadığı zamanlarda, ikindi ile akşam arasında cadde ve ana yolların kenarlarına musluklu toprak küpler konur, gelip geçene “sebil” niyetine su ikram edilirdi. Bu, hem maddi bir ihtiyacın giderilmesi hem de “bir yudum hayra vesile olma” düşüncesinin sessiz bir tezahürüydü. Kandil gecesi, susuz kalanın da yalnız bırakılmadığı bir vakit olarak yaşanırdı.
Akşam olduğunda ise minareler kandillerle donatılır, mahyalarla süslenirdi. Işık, karanlığı yalnızca aydınlatmaz; ona anlam da katardı. Kandil geceleri, şehirlerin sadece fizikî değil, manevî siluetini de inşa ederdi. Camiler dolup taşar, dualar bireysel olmaktan çıkar, cemaatin ortak nefesine harmanlanırdı.
Zaman değişti, şehirler büyüdü, kandiller elektrikle yer değiştirdi; fakat Leyâlî-i Mübareke ruhu bütünüyle kaybolmadı. Bugün kandil geceleri belki eski alaylar, sebiller ve toprak küplerle yaşanmıyor; ama mesajlar, ikramlar, hayırlar ve dualarla hâlâ kalpten kalbe bir yol buluyor. Osmanlı’dan günümüze uzanan bu gelenek, bize şunu hatırlatıyor: Kandil geceleri, yalnızca hatırlanan kutsal zamanlar değil; paylaşarak diri tutulan bir medeniyet hafızasıdır.
Bir oya gibi işlenmiş bu kültür mirası, geçmişin zarafetini bugünün hızına rağmen fısıldamaya devam ediyor. Leyâlî-i Mübareke, dün olduğu gibi bugün de insanı insana, kalbi kalbe, zamanı zamana bağlayan müstesna gecelerdir.
Kandiliniz mübarek olsun…