UNUTMAK MÜMKÜN MÜ

Simit – Gazoz:
Sene 1972… İlkokul yıllarım. Dumlupınar ilkokulu’na giderken gardaşımın ve benim okul harçlıklarımız 1’er liraydı. Hiç unutmim; bu paranın 50 kuruşu ile bir gazoz, tanesi 25 kuruş olan iki tane de simit alıdik.

Kelle:
Dükkânda çırak olarak çalıştığımız yıllarda öğlen yemeklerinde sık sık Kapalı Çarşı’dan bir tane pişmiş kelle alıp, iki üç kişi yerdik. Zaten o zamanlar öğlen yemeklerinde esnafların bazıları sık sık kelle ile öğlen yemeği işini halledilerdi. Yanında muhakkak birkaç baş kuru soğan da olidi.

Lahmacun:
80’li yıllarda lise talebesiyken Postane Meydanı, Kapalı Çarşı civarı, sinema ve okul önlerinde üç tekerli mavi, kırmızı, yeşil renkli camlı el arabalarında satılan lahmacunlar vazgeçilmez yiyeceklerimizdendi. Lahmacunlar camlı arabanın içinde sıcak kalsın diye de bezlere sarılı olidi. Almak istediğiz zaman usta önce camı açar, istediğiz lahmacunu çıkarır; içine biraz maydanoz kor, biraz da limon sıkar; arabanın alt gözünden itinayla kesilmiş gazete kâğıtlarını çıkarır, dürüm yapılmış lahmacunu bu kâğıtlara sarıp verirdi.
Eğer bir taneden fazla almak istisen, hepsini kalın bir dürüm yapıp veridi. Valla o zamanlar hijyen falan olayını da pek bilmidik. Bazen de bu seyyar satıcıları kıskanan bazı kişiler ve esnaflar, bu seyyar lahmacuncular için acayip acayip dedikodular çıkarilerdi.

Harput Köfte:
Genelde Ramazan’da ev davetlerine gittiğimde Harput köfteye çok denk gelirim. Çoğu evde görünce şunu anladım: Harput köfte, Elazığ’da en önemli ikramımız olmuş. Bu yemek olunca çorbaya da gerek kalmi. Bol sulu ya; yanına bir tane de tırnak ekmek koymuşlarsa, alın size en iyi ikram… Değmeyin keyfime.
Kendimi bildim bileli Harput köfte bizim soframızdan da hiç eksik olmazdı. Mübarek yemeğimizin telef olma, ziyan olma sıkıntısı da olmazdı. Yerdik yerdik ama gene artarsa, akşamdan hemen gaygana yapılidi ve sabah kahvaltıda yenilidi. Gaygana’nın en güzel yendiği zamanlardan biri de sahur geceleridi. Sahurda çay ve gaygana…
Onu boş ver; bir de tutup gayganayı açık ekmeğin arasına koyup dürüm yapıp yerdik. Anamız babamız da, “Yavaş yavaş çatlayacaksız, kıtlıktan mı çıktız, kovalayan mı var oğlum?” derdi.

****

KIRTİK

Kırtik, cümle içerisinde kullanılış şekline göre farklı anlamlar gösterebilir. Mesela Elazığspor’un şampiyon olduğu yıllarda afişlerde şöyle bir ifade vardı: “Bi kırtik kaldı.” Yani çok az bir zaman kaldı denilidi.
Diğer bir kullanış şekli ise “Bi kırtik boyu var, türlü türlü huyu var.” Burda da boy ölçüsü olarak ifade edilmeye çalışılmış.
Günlük hayatımızda yerken içerken de “Bi kırtik yedin” veya “Bi kırtik içtin” derken, çok az yedin ya da içtin demek istenmiştir; yani ağırlık ölçüsü belirtilmiştir. “Bi kırtikle bi şey olmaz” derken de yine azlık-çokluk ifade edilmek istenmiştir.
“Bi kırtik canın var” ifadesinde küçücük anlamı vardır. “Bi kırtik yolumuz kaldı” gibi kullanımlarda ise mesafe olarak ifade edilmiştir.
Yani kısacası boy, ağırlık, kısalık, uzunluk gibi birçok şeyi anlatmak için “kırtik”, Elazığ’da adeta bir joker kelime olarak kullanılmış ve hâlâ daha kullanılmaktadır.
Kırtikle ilgili bi kırtik bişeler yazdım.

****

GHOSTLAMAK

Ayy… Tutmayın beni, şimdi bayılacam. Bana bişeler oli, geberecem desem siz ne dersiniz?
“Hayırdır gardaş, sana ne oldu ki; ayılisin, bayılisin, geberisin?” dersiniz değil mi?
Durun, yazam.
Genç bir kız, Nihat Hatipoğlu hocaya soru sori.
Soru da şu:
“Arkadaşım beni ghostladı, ne yapmalıyım?” diyi.
Nihat Hatipoğlu hoca şok…
Diyi ki:
“Kızım, ghostlama ne?”
Kendince de tahminlerde buluni. Tahminleri de şunlar:
“Beni yok saydı, seni sıfırladı, terk etti, görünmez oldu, ruhani hâle geldi.”
Di gel de burdan yak…
Dinlerken bile benim kafa kısa devre yaptı; hatlar karıştı, beynim yandı. Ayıldım, bayıldım ve geberdim.
Türkçemizi zenginleştiren, yeni kelimeler ve deyimler kazandıran bu kankalarımıza (kanki’lerimize) teşekkür ederiz. Yalnız çok hızlı gidiler, biraz yavaş gitmeleri için gene onların deyişiyle:
“Ohaa kanka ya!” diyem.

Korkam yazıyı okurken sizin de beyniz kısa devre yapa…