Elazığ’ın en önemli üzüm merkezlerinden biri olan Koruk’ta bugünlerde sessiz ama büyük bir sorun yaşanıyor.
Yaklaşık 2 bin ton üzüm bağlarda bekliyor.
Üzümleri MEY, Darıca, Kavaklıdere ve Sevilen gibi firmalar alıyor. Ancak alım kotaları düşük. Üretici ürününü satamıyor, üzüm bağda bekliyor.
Üstelik bu yıl hava koşulları da üreticinin yüzünü güldürmedi.
Önce dolu vurdu üzümü.
Ardından aşırı yağışlar geldi. Üzümlerde çatlamalar meydana geldi. Şimdi fabrikalar, çatlamış üzümleri almak konusunda isteksiz davranıyor.
Üreticinin anlattığına göre, 25-30 lira seviyesinde alınması beklenen çatlamış üzüm için fiyatın 7-8 lira bandına çekilmesi amacıyla ürünlerin bekletildiği konuşuluyor.
Geçen yıl kilosu yaklaşık 40 liradan alınan üzümün bu yıl hangi fiyattan alınacağı ise hâlâ belli değil.
Ama üreticinin yaşadığı sıkıntı yalnızca üzümün fiyatıyla ilgili değil.
Çünkü o üzümün arkasında bir yıllık emek var.
Gübre var, ilaç var, işçilik var, mazot var, sulama var…
Ve bütün bu masraflar çoğu zaman borçla karşılanıyor.
Sağdan soldan borç alan, altınını bozduran, dövizini satan üretici, “Bağ bozumu gelsin, borcumu öderim,” diye bekliyor.
Ama bağ bozumu geldiğinde üzüm bağda kalıyor.
Borç ise yerinde duruyor.
İşte tam burada insanın içi acıyor.
Çünkü üretici artık yalnızca para kazanamamaktan değil, üretmeye devam edip edememekten söz ediyor.
Nitekim Koruk’ta vatandaşların bağlarını söküp badem yetiştiriciliğine yöneldiği belirtiliyor.
Çünkü üretici haklı olarak soruyor:
“Ben bu kadar masraf edip neden zarar edeyim?”
Ve bu soru, aslında hepimize sorulmuş bir soru.
Geçen yıl, tam da bu zamanlardı…
Elazığ Şarap Fabrikası’nın kapatılma sürecini yazıyordum.
Çocukluk hatıralarımın kahramanı bir fabrikayı…
Evimi tarif ederken adını söylediğimde duyduğum o çocuksu mutluluğu hatırlıyordum.
O fabrikanın varlığı, çocukluğumun Elazığ’ında sıradan ama güzel bir ayrıntıydı.
Yetişkinlik çağımda ise aynı fabrikanın kapanmasını bir gazete köşesinde yazarken duyduğum şey mutluluk değil, acıydı.
Çünkü biliyordum ki mesele yalnızca bir fabrikanın kapanması değildi.
Mesele Elazığ’ın üzümüydü.
Öküzgözü’ydü.
Bağlarıydı.
Üreticisiydi.
Bir şehrin tarımsal hafızasıydı.
Ve bugün, üzerinden yalnızca bir yıl geçmişken Koruk’taki tabloya bakıyorum.
Zaman, bize hislerimizin haklılığını yaşatarak öğretiyor.
O gün dile getirdiğimiz endişelerin bugün gerçek olduğunu görmek, insanı daha da üzüyor.
Şimdi insan ister istemez soruyor:
“Bunun böyle olacağı belli değil miydi?”
Neden bu soruyu daha önce sormadık?
Neden üzüm üreticisinin geleceğini konuşmadık?
Neden Elazığ’ın bağcılığını sürdürülebilir hâle getirecek güçlü bir plan ortaya koymadık?
Neden üreticinin ürününü satabileceğinden emin olacağı bir sistem oluşturamadık?
Bir şehirde bağlar sökülmeye başladıysa mesele artık yalnızca tarım değildir.
Bu, bir kültürün kaybolmaya başlamasıdır.
Bugün badem dikilen yerde dün üzüm bağları vardı.
Yarın çocuklarımız o bağları yalnızca fotoğraflardan görebilir.
Oysa Öküzgözü, Elazığ’ın dünyaya açılan en önemli değerlerinden biridir.
Bu, toprakların ikliminin, emeğinin ve yüzyıllardır devam eden üretim kültürünün sonucudur.
Bir şehrin böyle bir değerini korumak yalnızca çiftçinin görevi olamaz.
Üreticinin de sanayicinin de yerel yönetimlerin de ilgili kurumların da üzerine düşen sorumluluklar vardır.
Çünkü üretici yalnız bırakılırsa üretim biter.
Üretim biterse bağlar sökülür.
Bağlar sökülürse yalnızca üzümü değil, Elazığ’ın bir parçasını kaybederiz.
Geçen yıl Şarap Fabrikası’nın kapanışını yazarken çocukluğumun bir parçasına veda ediyormuşum gibi hissetmiştim.
Bugün Koruk’taki bağlara bakarken aynı korkuyu yeniden hissediyorum.
Bu kez kaybolma ihtimali olan şey yalnızca bir fabrika değil.
Bir bağ kültürü.
Bir üretim geleneği.
Bir şehir hafızası.
Ve binlerce insanın emeği…
O yüzden artık hepimizin sorması gereken soru çok açık:
Elazığ’ın Öküzgözü üzümü bunu hak etmiş miydi?
Üretici borç içindeyken, üzüm bağda beklerken, bağlar sökülmeye başlanmışken daha ne kadar seyredeceğiz?
Bir yıl sonra yine aynı köşede, “Keşke o gün önlem alsaydık,” dememek için…
Bugün harekete geçmek gerekmiyor mu?
Çünkü bazı değerler kaybedildiğinde yeniden üretilemez.
Ve bazı bağlar söküldüğünde, yerine ne dikerseniz dikin, çocukluğunuzdaki o bağı geri getiremezsiniz.