İnsanın içinde, kendisinden bile gizlediği bir “başka yer” vardır. Bazen bir şehir, bazen hiç yaşanmamış bir hayat, bazen de henüz karşılaşmadığı bir insan…Baudelaire’in o cümlesi her okuduğumda içime dokunur.
“Her nerede değilsem, orada mutlu olacakmışım gibi gelir.”… Ne kadar tanıdık değil mi?
Buradaysam orayı, oradaysam burayı özlerim. Bir evin içindeyken başka bir sokağın penceresinden bakar gözlerim. Bir şehirde yaşarken başka bir şehrin akşamlarını düşlerim. Elimdekinin kıymetini anlamam için çoğu zaman onu geride bırakmam gerekir. Bazense kaybedince anlarım.Belki de insanın en büyük yanılgılarından biri değil midir bu…Mutluluğu hep bulunduğu yerin biraz ötesinde sanmak.Oysa belki mesele nerede olduğumuz değildir.
Amor fati der Nietzsche. Yani Kaderini sev der bize.
Bu, başına gelen her şeyi güzel bulmak değildir. Kaybı kayıp değilmiş gibi görmek, acıyı inkâr etmek, kırıldığında gülümsemek hiç değildir.Daha çok şunu söyleyebilmektir aslında…“Evet, böyle oldu. Bunu seçmemiş olabilirim. Ama artık bu da benim hayatımın bir parçası. Ve ben hayatımı bununla birlikte yaşamaya devam edeceğim.”
Belki insanın olgunluğu, hayatını istediği gibi değiştirebilmesinde değil; değiştiremediği şeylerle nasıl yaşayacağını öğrenmesindedir.Çünkübazen şehir değiştiririz, fakat içimizdeki huzursuzluğu da yanımıza alırız. Yeni bir evin anahtarını çeviririz, fakat eski sorular kapının eşiğinde bizi bekler. Başka insanlara, başka sokaklara, başka ihtimallere gideriz; kendimizden kaçtığımızı sanırken kendimizi de yanımızda taşırız.Sonra bir gün, bütün bu arayışın ortasında insan yorulur.Ve işte tam da o noktada tasavvufun sesi duyulur.“Huzur, bulunduğun yeri değiştirmekte değil; kalbinin bulunduğu hâle rıza göstermesindedir.”Rıza, “Artık hiçbir şey istemiyorum.” demek değildir.İnsan yine ister. Çabalar. Değiştirmek için elinden geleni yapar. Gider, gelir, çalışır, bekler, mücadele eder…Fakat sonunda öğrenir ki;Her istediğinin gerçekleşmesi huzur değilmiş. Gerçekleşmeyen şeyle de kalbini parçalamadan yaşayabilmek huzurmuş.
Belki de hayat, yıllarca aradığımız o “başka yerde” değil; gözümüzün önünde duran bu yerde başlamaktadır.Şu evde…Şu şehirde…Şu insanlarla…Şu eksikliklerle…Şu kayıplarla…Şu yarım kalmışlıklarla…Belki mutluluk başka bir hayata geçmek değildir.Belki mutluluk, başka bir hayatın hayalini kurarken kaçırdığımız kendi hayatımıza geri dönmektir.
Benim kanımca ;Baudelaire bize içimizdeki kaçışı gösterir.Amor fatibize olanı sahiplenmeyi öğretir. Tasavvuf ise daha derin olanı söyler. Der ki;Gitmek istediğin bütün yerlerden döndüğünde, huzurun belki de hep kalbinin içinde seni bekliyordu.
Ve insan, nihayet o gün, bulunduğu yere bakar.İlk kez gerçekten görür.Belki hayat değişmemiştir.Değişen, hayata bakan gözlerdir.