İnsan, çocukluğunun geçtiği şehirde bazı yerlere neden bu kadar bağlandığını yıllar sonra anlıyor. Bir duvarın önünden geçerken içi burkuluyor, eski bir kapıyı görünce durup bakıyor, yıllardır görmediği bir binayı arıyor gözleri. Oysa çocukken bunların hiçbirini düşünmüyor. Her şey olması gerektiği yerde duruyor sanıyor. Sokaklar hep aynı sokak, meydanlar hep aynı meydan, bazı binalar da sanki hiç yaşlanmayacakmış gibi geliyor insana.
Benim hafızamda Elazığ’ın tarihî Postane Binası da böyle bir yerde duruyor.Çocukluğumda postaneye gittiğim bir günü hatırlıyorum. Babamın işi vardı, beni de elimden tutup öylesine götürmüştü. Babam evraklarla uğraşırken benim beklemekten başka yapacak bir şeyim yoktu. İçerideki insanların yüzlerine bakıyor, kimisinin elindeki kâğıtları, kimisinin gişeye uzattığı evrakları merak ediyordum. O gün bana göre postane, büyüklerin gidip geldiği, birkaç işlem yapıp dışarı çıktığı bir binaydı. Bekleyişin ne anlama geldiğini, bir haberin insana nasıl umut verdiğini, uzaklarda yaşayan birinden gelen birkaç satırın nasıl kıymet kazandığını henüz bilmiyordum. Ben yalnızca çocuktum; dünya, yetişkinlerin telaşını anlamlandıramadığım kadar büyük, benim meraklarım kadar küçüktü.Şimdi düşünüyorum da insanın hayatında yer eden mekânlar, o gün ne kadarını anlayabildiğimizle ölçülmüyor. Bazı yerlerin anlamı içimizde yıllarca sessizce birikiyor. Sonra bir gün dönüp baktığımızda, bir binanın yalnızca binadan ibaret olmadığını fark ediyoruz.
Bugün Elazığ’ın tarihî postanesine bakarken aklıma tam da bunlar geliyor. Bir zamanlar insanların haber almak, haber göndermek, bir işlemini halletmek ya da birini beklemek için girdiği o yapı, şimdi kendi geleceğine ilişkin haber bekliyor. Bir vakitler başkalarının mektuplarına, evraklarına, sevinçlerine ve telaşlarına ev sahipliği yapan bina, yıllardır kendi kapısının ne zaman yeniden açılacağını bilmiyor.İşindüşündürücü tarafı da burada başlıyor. İnsanlar hayatlarına devam ediyor, şehir değişiyor, yeni yapılar yükseliyor; fakat şehrin geçmişine ait bir yapı, yıllardır çözüme kavuşmayı bekleyen bir meselenin ortasında kalıyor.Elazığ Postanesi, 20 Nisan 2011 tarihinde alınan koruma kurulu kararıyla I. Grup korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edildi. 2020 depreminden sonra güvenlik gerekçesiyle boşaltılan binanın güçlendirilmesi ve restore edilmesi gerekiyordu. Aradan geçen yıllara rağmen beklenen sonuca ulaşılamadı. Üstelik 2026 yılında revize projenin uygun bulunmadığı ve eksikliklerin giderilmesinin istendiği bilgisi de önümüzde duruyor.Burada bir noktayı özellikle belirtmek gerekirki; Tarihî bir yapıyı korumak, sıradan bir tadilat yapmakla aynı şey değildir. Binanın mimari özelliklerinin gözetilmesi, taşıyıcı sisteminin değerlendirilmesi, özgün dokusunun korunması ve gerekli teknik çalışmaların doğru biçimde yürütülmesi şarttır. Kimse bunların göz ardı edilmesini isteyemez. Fakat teknik hassasiyet ile yıllarca sonuç alınamaması aynı şey değildir. Birincisi korumanın gereğidir; ikincisi ise açıklığa kavuşturulması gereken bir süreçtir.Öyleyse artık şu soruların cevabını duymak istiyoruz: Projenin önündeki eksiklikler nelerdir ve bunların giderilmesi için hangi aşamaya gelinmiştir? Gerekli işlemler ne zaman tamamlanacaktır? Restorasyon için ihtiyaç duyulan kaynak hangi tarihte sağlanacaktır? Çalışmaların başlayacağı ve binanın yeniden kullanılabilir hâle geleceği tarih belli midir?Bu soruların cevabını istemek, geçmişe duyulan özlemin ötesinde bir anlam taşıyor. Çünkü söz konusu olan kamuya ait bir yapı ve toplumun ortak kültür mirasıdır. Böyle bir konuda vatandaşın bilgilendirilmesi, sürecin şeffaf yürütülmesi ve sorumlulukların yerine getirilmesi beklenir.
Bazen bir mesele, herkesin bildiği fakat kimsenin sonuca ulaştıramadığı bir konuya dönüşür. Herkes binanın tarihî değerinden söz eder; herkes korunması gerektiğini kabul eder. Peki, bütün bu kabulün karşılığı nerede? Bir yapının değerli olduğunu söylemek kolaydır. Asıl mesele, o değeri yaşatacak iradeyi ortaya koyabilmektir.Buradan PTT Genel Müdürlüğüne, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına, Kültür ve Turizm Bakanlığına, Elazığ Valiliğine ve şehrimizin milletvekillerine seslenmek istiyorum. Bu yapının geleceği için kurumlar arasındaki iş birliği hızlandırılmalı, projedeki eksiklikler giderilmeli ve finansman meselesi çözüme kavuşturulmalıdır. İşlerin hangi aşamada bulunduğu kamuoyuna açıklanmalı; başlangıç ve bitiş tarihlerini içeren gerçekçi bir çalışma takvimi hazırlanmalıdır. 2027 yılı bütçesinde gerekli ödeneğin karşılanması için de gereken girişimler vakit kaybetmeden yürütülmelidir.
Elazığlıların beklediği şey, bir başka iyi niyet açıklaması değildir. İhtiyacımız olan, ilerleyen bir süreç ve görülebilir bir sonuçtur.Üstelik bu yapının yeniden hayat bulması, mutlaka yalnızca eski günleri hatırlamak için de gerekli değil. Elazığ'ın merkezinde geçmişle bugünü bir araya getirebilecek bir mekândan söz ediyoruz. Tarihî kimliğine uygun biçimde restore edilmiş, güvenli hâle getirilmiş ve yeniden kullanıma açılmış bir postane, şehrin günlük hayatına tekrar katılabilir. İnsanlar orada işlerini görebilir, binanın önünde buluşabilir, yeni hatıralar biriktirebilir. Böylece yapı, yalnızca geçmişin fotoğraflarında kalan bir görüntü olmaktan çıkar.
Benim asıl istediğim de bu; Çocukluğumdan hatırladığım o yerin, yalnızca benim kuşağımın anılarında yaşamaması. Benden sonra gelen çocukların da o binayı tanıması, içine girmesi, merak etmesi ve kendi hikâyelerini orada biriktirmesi. Bir gün bir çocuğun, tıpkı benim yıllar önce yaptığım gibi, büyüklerinin yanında beklerken çevresini incelemesini istiyorum. O da belki o gün sıradan bir binada bulunduğunu sanacak. Yıllar sonra ise o yapının neden korunması gerektiğini anlayacak.Geçmişi korumak, hayatı geçmişte dondurmak değildir. Tam tersine, geçmişten kalan değerlerin bugünün hayatında yer bulmasını sağlamaktır. Tarihî yapılar bu nedenle yalnızca mimarların, koruma kurullarının ya da ilgili kamu kurumlarının konusu olarak görülemez. Onlar, şehrin kimliğinin bir parçasıdır. Kaybolduklarında yerlerine yeni bir yapı yapılabilir; fakat aynı tarih, aynı yaşanmışlık ve aynı toplumsal hafıza yeniden üretilemez.Elazığ'ın gelişmesini istiyorsak yeni yatırımları konuştuğumuz kadar elimizdeki değerlerin geleceğini de konuşmalıyız. Bir şehrin ilerlemesi, geçmişinden kalan her şeyi geride bırakması anlamına gelmez. Bazen gerçek ilerleme, başkalarının çoktan gözden çıkardığı bir değeri koruyup yeniden hayata katabilmektir.
Bu nedenle tarihî Postane Binası meselesinin bir kez daha gündeme getirilmesini, ardından da unutulmasını istemiyorum. İlgili kurumların görevlerini yerine getirmesini, milletvekillerimizin süreci takip etmesini ve kamuoyunun düzenli biçimde bilgilendirilmesini bekliyorum. Proje tamamlanmalı, gerekli kaynak ayrılmalı ve restorasyon çalışmaları bilimsel esaslara uygun biçimde başlatılmalıdır.Çünkü bir binanın kapalı kalması, yalnızca insanların o binaya girememesi demek değildir. Zamanla çevresindeki hayatla kurduğu bağın zayıflaması, toplumsal bellekteki yerinin silikleşmesi ve gelecek kuşakların onu yalnızca eski fotoğraflardan tanıması ihtimali demektir.
Ben çocukken postanenin kapısından girerken, bir gün bu binanın yeniden açılması için yazı yazacağımı düşünemezdim. O gün benim için bir ziyaret yeriydi; bugün ise korunması gereken bir şehir değeri. Yıllar değişti, benim ona bakışım değişti, şehir de değişti. Değişmemesi gereken tek şey, geçmişimizden kalan değerlere sahip çıkma sorumluluğumuz.Şimdi o binanın önünden geçen herkesin kendine şu soruyu sormasını istiyorum. Bu soru peki ne? Yarın çocuklarımız bu yapıyı yalnızca eski bir Elazığ fotoğrafında mı görecek, yoksa onun kapısından girip kendi anılarını da oraya bırakabilecek mi?
Bu sorunun cevabı yalnızca zamana bağlı değil. Bugün alınacak kararlara, üstlenilecek sorumluluklara ve atılacak somut adımlara bağlı.Bir şehrin hafızası, kimsenin sorumluluk üstlenmediği bir bekleme odasına dönüştürülmemelidir. Elazığ'ın tarihî Postanesi de yılların sessizliğine bırakılacak bir yapı değildir. Onu yeniden yaşatmak, yalnızca eski bir binayı kurtarmak değil; bu şehrin insanlarına kendi geçmişleriyle yeniden buluşabilecekleri bir kapı açmaktır.
Elazığ'ın tarihî Postane Binası meselesi, bir binanın onarımıyla sınırlı tutulmamalıdır. Bu, şehrin geçmişine nasıl davrandığımızın, ortak değerlerimizi ne ölçüde sahiplendiğimizin ve gelecek kuşaklara ne bırakmak istediğimizin de bir sınavıdır.
Elazığ'ın tarihî postanesi için artık bekleyişin değil, çözümün zamanı. Bu şehrin geçmişi, geleceğe ertelenen bir dosya olarak kalmamalı.
Artık bu kapının ne zaman açılacağını bilmek istiyoruz. Elazığ'ın tarihî Postanesi için yeni bir erteleme değil, açık bir takvim ve somut bir başlangıç bekliyoruz. Çünkü bazı binalar yıkıldığında yalnızca duvarlar kaybolmaz; bir şehrin hatıraları da eksilir.