HAMASETLE GOL, LİYAKATSİZLİKLE ADALET OLMAZ!
Çok değil, daha turnuva başlamadan önce bu köşeden Türk futbolunun yaklaşan krizini haber vermiş, futbolun en üst otoritesi FIFA’nın verdiği mesajı okumaya çalışmıştık. Dünya Kupası gibi futbolun zirvesi sayılan bir organizasyona tek bir Türk hakeminin bile davet edilmemesinin sıradan bir teknik tercih olmadığını, uluslararası futbol aklının ligimize verdiği bir "güvensizlik oyu" olduğunu haykırmıştık. FIFA, hakemlerimizi dışarıda bırakarak aslında yüzümüze net bir gerçeği çarpmıştı: "Sizin sisteminizde liyakat yok, sizin liginizde adalet yok!"
Biz içeride hakem kararlarını, lobileri, başkanların kişisel kavgalarını tartışırken, aynadaki o acı gerçeği görmeyi reddettik. Futbol Federasyonu sponsorluklarla, yayın gelirleriyle başarı illüzyonları yaratırken, sporun bir hukuk, akıl ve sistem oyunu olduğunu unuttu.
Ve kaçınılmaz sonuç, turnuva sahnesinde ayağımıza dolandı.
Aynadaki Gerçek: Sıfır Çeken Hamaset
Saha dışındaki adaletsizliği, liyakatsizliği ve vizyonsuzluğu örtbas etmek için sığındığımız tek bir liman vardı: Hamaset. Turnuva boyu yine büyük sözler söylendi, meydanlar doldu, sosyal medya sloganlarla inledi. Ekranlarda tanklı, tüfekli, uçaklı videolarla, ezanlı ve bayraklı görsellerle sanki maça değil de savaşa gidiliyormuş gibi büyük nutuklar atıldı. Allah'u Ekber nidaları, tekbirler, bozkurt işaretleri, ülkücü bıyıkları ve o hiç değişmeyen "Vatan-Millet-Sakarya" edebiyatı yeri göğü inletti.
Ama o yeşil sahaya adım atıldığında, geriye tek bir soğuk ve rasyonel gerçek kaldı: Skor tabelası.
Sonuç; 48 takımın mücadele ettiği koca turnuvada, tek bir gol bile atamadan elenen ilk takım olarak tarihin dipnotlarına kazındık. FIFA'nın hakemlerimize çektiği o "adalet" restini okuyamayan futbol aklımız, turnuvada da gol atamadan sıfır çekti. Sahada basmadık yer bırakmaması gereken ayaklar, kameralar karşısında nasıl durulacağının, podyumda nasıl yürüneceğinin ezberine kurban gitti.

Spor; bir ülkenin kültürünün, eğitiminin ve adalet sisteminin sahaya yansıyan aynasıdır. Zeka seviyesi, disiplin ve rasyonel düşünceyle harmanlanmayan hiçbir yetenek, modern spor dünyasında kalıcı olamaz. Duygu aklı desteklediğinde güç olur; liyakatin ve aklın yerine geçtiğinde ise ancak böyle tarihi bir yük olur.

Sistem mi, Slogan mı?
Bugün dünyanın zirvesindeki futbol ülkelerine bakın; onlar başarıyı da adaleti de hamasetle değil, sistemle elde ediyorlar. Altyapıdan başlayan uzun vadeli planlarla, liyakatle, eğitimle ve profesyonellikle ilerliyorlar. Çünkü spor, gösteri sahnesi değil; emek sahasıdır.
Bizde ise en acı olanı, hakemimiz turnuvaya çağrılmadığında da takımımız gol atamadan elendiğinde de kimsenin aynaya bakmak istememesi. Suç hâlâ dış güçlerde, hakemde, şansta, havada ya da zeminde aranıyor. Oysa cevap turnuva öncesinde de aynıydı, bugün de aynı: Eğitim şart, liyakat şart, sistem şart!
Son Söz: Sahada Adalet Yoksa, Skorda da Başarı Yoktur
Kendi ligimizde yarattığımız o yapay "varoş kabadayılığı" kültürü, lobicilik ve içi boş şovlar, uluslararası arenanın gerçek profesyonelleri karşısında tek bir gol bile üretemeden eridi gitti.
Milli takımın ve tüm futbol ikliminin acilen bu podyum havasından, siyasi sembollerin gölgesinden ve içi boş şovlardan arındırılması gerekiyor. Eğer gerçekten güçlü ve saygın bir futbol ülkesi olmak istiyorsak; sloganların sesini biraz kısıp antrenman sahalarının sesini yükseltmek zorundayız.
Çünkü futbol tarihinin değişmeyen rasyonel kuralı şudur: Hamaset alkış getirir, liyakat ve çalışma sonuç getirir. Ve günün sonunda o tabela kaç kez bağırdığınıza değil, topu çizgiden kaç kez geçirdiğinize bakar.
Orada ise koskoca bir sıfır yazıyor.