Çok kıymetli Turan Gazetesi okurları, yazı yazanları, imtiyaz sahibi güzel Turan ailesi ve aziz şehir Elazığ’ın saygıdeğer insanları. Uzun süreden beri Turan gazetesi üzerinden yaptığımız sohbetlere ara vermiştim. Tamamen benim tembelliğimden kaynaklanan bir durumdu bu. Aslında genel konularla ilgili muhabbet etmek isterim. Bunun günümüz Türkiyesi için daha önemli olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde gelişen son olaylara baktığımızda olaylar karşısında, Cumhuriyet dönemimiz itibarı ile bu kadar çaresiz kaldığımız bir dönemi hatırlamıyorum. Gerek yaşım ve gerekse bizim jenerasyonumuzun yaşamları süresince geçirdikleri tecrübelerimize dayanarak bu tespitimi yapabiliyorum. Ülke insanımızın gelişen olaylar karşısında eli kolu bağlı bir durumda ve hiçbir şey yapmadan olayları izlemesi de beni ve benim gibi düşünenleri çok üzüyor. İnşaAllah gücüm ve kuvvetim el verirse ilerideki günlerde ülke meseleleri ile ilgili fikirlerimi de paylaşırım. Ama bugünün konusu bu değil. Günümüzün konusu için seçtiğim başlık yukarıda yazıldığı gibidir.
‘’ Boşa giden Sularımız’’.
Bu sene; çok şükür ki bol yağışlı bir kış sezonu geçirdik. Hem kar yağışlarının yoğun olması ve hem de feyezan mevsiminde yağan yağmurlarla birlikte eriyen kar yükünün suya dönüşmesi ve Barajları doldurması, özellikle hayatının 43 yılını bu işlerle geçiren birisi olduğum için büyük bir sevinç kaynağı olmuştur. Ta ki rezervuar alanı oldukça büyük olan Fırat havzasında bulunan ve rahmete kavuşmuş bir devlet büyüğümüzün veciz sözüne mazhar olan yedi küpeli (sonradan 5 küpeli oldu) gelinlerden yani Hidroelektrik santral baralarının dolu savaklarından su atılana kadar. Önceki sevinç kaynağım hüzne dönüştü.
Yazımın devamında bu Hüzün’ün sebeplerini anlatıyor olacağım. Baraj dolu savaklarından atılan sularla ilgili olarak Turan Gazetesinin köşe yazarlarından olan Serhat YILDIRIM kardeşim güzel bir yazı yazdı. Benden yaş itibarı ile oldukça küçük olan kardeşimin yazısı; zaten oldukça güzel bir ilçemiz olan Keban’ın manzarasına vurgu yapıyordu. İlçenin mevcut güzelliğine, dolu savak’tan atılan su (350m3/saniye) daha bir hoşluk katıyordu. Aynı konu ile ilgili olarak Profesör Doktor Sayın Hikmet ESEN hocamız ‘’Boşa giden Su’’ başlığı altında yine Turan gazetesinde çok güzel bir makale yayınladı. Bu makaleyi okuduktan sonra bu meseleyi bir de Elektrik enerjisi üretimi ve iletimi gibi konularda 43 yıldır çaba sürdüren birinin düşünce penceresinden okumanın bir faydası olacağını düşündüm ve bu yazıyı yazıyorum. Yazımda; Hikmet Esen Hocamızın ilgili yazısından pasajlar alarak da kendi fikirlerimi belirteceğim.
İlk olarak; konu hakkında fikir beyan etmeden önce kim olduğumu açıklamak istiyorum. Uzun süredir Elazığ dışında yaşadığım için, tanımayanlar olabilir. İsmim Halil ALIŞ. Elektrik-Elektronik Yüksek Mühendisiyim. İş hayatıma 1982 yılında TEK. Hazar Hidroelektrik santralı yerleşkesinde bulunan Güney Doğu Anadolu Şebeke işletme müdürlüğüne bağlı olan Elazığ 1.Bölge Başmühendisliğinde Mühendis olarak başladım. 1989 yılında Keban’da bulunan GDA. Şebeke işletme Müdürlüğü görevine atandım. 1995 yılında TEK. Keban İşletme Grup Müdürü oldum. TEK’in yeniden yapılanması ile (önce TEAŞ. Sonra TEİAŞ) oluşan durum nedeni ile 2000 yılında TEAŞ Genel Müdürlüğü bünyesindeki İletim Şebekeleri İşletme Bakım Daire Başkanlığın tayin oldum. 2003 yılında TEİAŞ Genel Müdür yardımcılığı ve Yönetim Kurulu üyeliğine, devamında Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildim. 2010 yılının Temmuz ayından emekli olana kadar da EÜAŞ. Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptım. Aralıksız olarak 14.5 yıl, Mühendis olarak girdiğim Kurumun kapısından 2017 yılı başında emekli olarak ayrıldım. Halen Elektrik Enerjisi Sektöründe profesyonel olarak çalışmaktayım.
Epey uzun oldu gibi ama Kamuda geçen 35 yılı anlatmaya kalksam, askerlik anıları gibi bitmeyebilir.
Yazımın başlığını Sayın Hikmet ESEN hocamın, yazısında geçen bir pasajdan intihal yolu ile aldım. Bahse konu yazıda geçen ‘’ Çünkü su; doğru yönetildiğinde yalnızca doğal bir kaynak değil, aynı zamanda enerji güvenliğinin, tarımsal üretimin, içme suyu temininin ve taşkın kontrolünün temel unsurudur.’’ Yüzde yüz haklısınız hocam. Ayrıca hidroelektrik santrallerin sistem işletmesindeki yeri de çok önemlidir. Sistemde enerji ihtiyacı (Yük ihtiyacı) olduğunda en hızlı bir şekilde devreye giren baz yük santralidir HES.ler.
‘’ Dolu savaklardan akan suyu , boşa giden su olarak görmek doğru değildir. Bu tahliyeler, baraj güvenliği ve taşkın riskinin azaltılması için yapılan mühendislik temelli işletme kararlarıdır. Önemli olan suyu afete dönüşmeden yönetebilmek ve havza ölçeğinde doğru planlayabilmektedir.’’
Boşa akan su; Evet özellikle Fırat havzası hidroelektrik santralleri dolu savaklarından atılan suyun tam olarak karşılığı budur. Bu yazımda; dolu savaklardan su bırakılmadan bu olumsuzluğun nasıl önlenebileceğini teknik olarak izah ediyor olacağım. Bilindiği gibi bu sene içerisinde; Kış mevsiminde, ülkemizin doğu bölgesinde önemli miktarda kar yağışları oldu. Havzadaki kar yükünün ne kadar olduğu ve bu kar yükünün daha sonraki İlkbahar mevsiminde yağacak olan yağmurlarla birlikte Barajlara büyük miktarda su geleceğinin hesaplanması su yönetiminin başında olan Kurumlar ve Bürokrasisi tarafından yapılmaktadır. Bütün su verileri, Uzun yıllar su ortalamaları, istatiksel değerlerin tamamı Kurumların arşivlerinde mevcuttur. Bütün bu verilere bakıldığında Fırat havzasına bu yılda bol miktarda su geleceğini hepimiz tahmin ediyor ve biliyorduk. Sektörün içerisinde olan ve sürekli olarak Elektrik enerjisi sistemini dışarıdan takip eden birisi olarak bunu görüyordum ve arkadaşlarımla da fikir alışverişinde bulunuyordum. Bu kişilerden bir tanesi uzun yıllardan beri hem arkadaşım hem de meslektaşım olan ve halen aktif olarak aynı bölgede Elektrik üretim faaliyeti gösteren bir özel şirketin yetkilisi olan Tahsin YAZICI beyle her zaman bu konularda görüşürüm. Kendisi; bu ülkenin görebileceği en önemli Hidro Elektrik Santrali otoritelerinden birisidir. Yağışlar öncesi müteaddit defalar Tahsin beyle telefon görüşmelerim olmuştur. Konuşmalarımızın odak noktası Su gelirleridir. Fırat havzasına uzun yıllardır gelen su miktarları düşük gerçekleşmekte idi. Bu sene yağışların bol olduğu ve meteorolojik verilerinde feyezan mevsiminde yağmur yağacağını gösteriyordu.
Bu durumda yapılacak olan bellidir. Su yönetiminde söz sahibi olan Kurumlar ve bu Kurumların yetkilileri, istişare ile Havzanın ilk kademe santrali olan Keban Barajı ve Hidro elektrik santrali rezervuarını minimum seviyede olacak şekilde, santralden kış aylarında elektrik üretecek bir işletme programını gerçekleştirmeliydiler. Böylece Nisan ayından itibaren Haziran ayı ortalarına kadar gelecek olan suyu Keban Barajında depolama imkanı olacaktı. Keban’da suyu tuttuktan sonra aşağıda kalan diğer kademedeki santrallerde doğal olarak problem olmaz.
Dolu savakların kapanmasından sonra; ne kadar miktar suyu deşarj ettiğimizi, ne kadar miktar elektrik enerjisi üretemediğimizi, ne kadar para kaybettiğimizi daha sonraki yazımda anlatıyor olacağım. Bizim mahallede ( Elektrik üretim alanında çalışanlar ) çok önemli bir söz vardır. Bizden öncekiler öyle derlerdi, bizde, bizden sonrakilere aktardık. ‘’ Hidroelektrik santrallerde türbinlenmeden atılan su cinayettir.’’ Biz böyle bildik ve yetkili-sorumlu olduğumuz sürede bu şekilde çalıştık.
Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum; evet Keban’dan, Karakaya’dan ve diğer santrallerden elektriğe dönüştürülmeden bırakılan su boşa gitmiştir. Su yönetimi bürokrasisi bu durumu hiçbir şekilde izah edemez.
Yeni bir muhabbette buluşmak dileği ile herkese selam ve saygılarımı iletiyorum.