Kıymetli okurlar, malumunuz olduğu üzere son dönemde dünya gündemini Emperyalist ve Siyonist güçlere karşı mücadeleye giren İran belirlemektedir. İran halkı üzerinde kırk yıldır uygulanan ekonomik ambargo baskısını arttırıp mevcut rejimi devirmeye çalışan ABD ve Siyonist zihniyet yardım etme adı altında İran’ın yönetici kadrolarını ve kız öğrencilerini Ramazan gibi mübarek bir ayda sinsi bir saldırıyla şehit edip bütün problemi halledeceğini düşünmüştü. Ancak hesaba katmadığı bir şey vardı. Hesabın büyüğünü kuran Yaratıcı ve yönetici tabakasının ile İran halkının yüzde elliye yakın kesiminin Türk olduğu gerçeği. Tarih devamlı surette kan hafızası denilen tanımın ne olduğunu bize anlatmaya çalıştığı halde idrak edemeyenler bu savaş süreci sonunda ABD ve İsrail’in kazançlı çıkacağını sandı. Ne mi oldu? Çok şey oldu aslında. Çatırdayan rejimsel yapı dış tehdit algısı altında ivedi bir şekilde toparlanmaya başladı. Farisi, Türki, Kürdi gibi etnik unsurlar Şia itikati altında ivedi bir şekilde kenetlendi. İran halkı yerlere serilen yardım bezlerine hayat standartlarının düşüklüğüne aldırış etmeden elinde avucunda ne varsa getirip, bırakmaya başladı. Çocuklar kumbaralarını, kadınlar küpelerini ve bileziklerini, çiftiler tarım ürünlerini, hayvancılıkla uğraşanlar koyunlarını bağışladı. Emperyalist ABD ve İsrail ne yaptı diye gözlemlediğimizde gördüğümüz şey altın fiyatlarını aniden düşürülmesi oldu. Böylelikle İran’ın savaşı finanse etmesini engellemek istediler. Ancak bütün kurulmaya çalışılan hile ve desiseler birer birer yok olmaya başladı. Bu sebeple İran’ın vermiş mücadele birçok yönüyle bizim Kurtuluş Savaşımıza benzemektedir. Bütün saldırıları püskürtmekle kalmadıkları gibi İstiklal ve İstikbal için yöneticileri ölümü dahi göze aldılar. Ne mutlu onlara. Çocuklarına bedelli askerlik yaptırmaktan utanmayan günümüz yönetici zümresine de vurulan bir tokattır bu. Körfez ülkelerinin yaptıklarına ne demeli? Aslında söylenecek pek çok söz var. Ancak bu satılmışlık karşısında her ne söylenirse söylensin hangi aşağılık kelime kullanılırsa kullanılsın az gelir. ABD emperyalizmi ve Yahudi uşağı olan, bu sayede mevcut iktidarlarını koruyacaklarını zanneden körfez ülkeleri Yemen’deki Husiler kadar bile izzetli davranamadılar. Ama bir şeyi anladıklarından çok eminim. O da ABD’nin onları zor durumda kaldığında hiç çekinmeden satabileceği gerçeği. Bu sebeple savunmaları çöktüğü gibi ülkeleri de ağır ekonomik kayba uğradı. Ülkemizdeki mezhepçi söylemler içinde söyleyecek birkaç kelamım var. Yazıklar olsun size ve sizden gelecek nesillere. İslam’a inandığını söyleyenleri değil de sırf Şia Mezhebinden oldukları için ABD ve İsrail’e destek verenlere. Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin diyen Kitab-ı Mukaddesi eline aldığı halde anlamayanlara. Sözü bitirmeden hani şu Karabağ Savaşında yanında yer almaktan gurur duyduğumuz Azerbaycan Türkü kardeşlerimize değil de Yahudi sever İlham’a da verilecek cevaplar var. Seni gidi Hazar Yahudi zihniyetli seni. Elçibey’in ayağını kaydırdığınız günden beri senin ve babanın ne olduğunu biliriz. Yiğit Azeri Türklerine selam olsun. Umarım kısa zamanda bu dikta rejimden de kurtulurlar.
Velhasılkelam bir savaşı kazanmanın yegane yolu savaşı kazanacağına inananlarla yola çıkıp bilime önem vermektir. Bu inancı ortaya çıkaran kaynak da ise Türklük şuurudur. Zira neslini inkar eden ve kapıldığı rüzgarla hareket eden bir nesil kan hafızasına sahip çıkamaz. İsrail adamı oyar diyenlerle kurtuluş mücadelemizde direniş haramdır diyen zihniyet aynıdır. Unutmayınız ki ZAFER DAİMA YOLA İNANARAK ÇIKANLARINDIR.
Yurtta ve dünyada barışın hakim olduğu günler görmek dileğiyle sağlıkla kalın.