Bölgemizde de aslında kıyamet senaryoları yaşanıyor.
Siyonizm’in inancına göre, İsa Mesih’in gelmesi için yeryüzünü tamamen adaletsizliğin sarması lazım.
İnanış böyle…
Kısacası, tüm dünyaya hakim olmak istiyorlar.
Yüzyılların projesi olan ve bölgede her ülkeye ayrı bir strateji uygulayan Siyonizm, BOP dahilinde 17 Aralık 2010’da Arap Baharı maskesiyle bölgeyi işgal etmeye başladılar.
Burada Türkiye’nin kendi milli çıkarları doğrultusunda hareket etme mecburiyeti vardır.
Başta bölgenin geleceği olmak üzere, komşuluk ilişkilerimize de çok dikkat etmek zorundayız.
Amerika müttefikimiz olabilir; lakin dostumuz değildir.
Türkiye, milli çıkarları noktasında Husi Hareketi’ne gerekirse destek vermelidir.
Tek şartımız, bunun bizim milli çıkarlarımız doğrultusunda olmasıdır.
Küresel rekabetin arttığı bir dönemde, Ensarullah (Husi) Hareketi’nin Kızıldeniz ve Babülmendep’teki etkinliği Türkiye açısından önemlidir ve sadece bir güvenlik kalkanı olarak görülmemesi gerekir.
Babülmendep’in önemi, küresel ticaret ve enerji güzergahları üzerindeki konumundan kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin Afrika açılımı ve Somali başta olmak üzere Kızıldeniz çevresindeki varlığı düşünüldüğünde, bölgedeki güç dengelerini doğru okumak Ankara’nın diplomatik ve stratejik hareket alanını genişletebilir.
Husilerin askeri güç, teknoloji ve imkanlar açısından birbirine eşit olmayan taraflar arasında yürüttüğü mücadele biçimi de ayrıca dikkat çekicidir. Düşük maliyetli insansız sistemler ve füzelerle yüksek maliyetli askeri platformlar üzerinde baskı oluşturabilmeleri, modern savaş açısından önemlidir.
Bana göre Türkiye, Husilerle iletişim kurabilecek stratejik bir politika izlemelidir. Böylece Türkiye’nin dış politikası, güç merkezleri arasında manevra yapabilir hale gelebilir.
Sonuç olarak Husiler, Türkiye açısından Kızıldeniz’deki deniz jeopolitiğini ve Ortadoğu’daki güç dengelerini etkileyen bir bölge olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye’nin hedefi ise bölgede değişen güç dengelerini doğru okuyarak milli güvenliğini, ekonomik çıkarlarını ve stratejik özerkliğini güçlendirecek bir hareket alanı oluşturmak olmalıdır.
Aklımızdan hiç çıkarmamamız lazım ki Türkiye, Büyük Türkiye hedefine ancak kendi bağımsız ve milli politikalarıyla ulaşabilir…