ATATÜRK VE SİVRİCE
Atatürk 17 Kasım 1937’de Diyarbakır’a giderken Elazığ’ın Sivrice ilçesinde Gölcük’ü gördüklerinde çok beğenmiştir. Göl kenarında trenlerini durdurmuşlardır. Bu güzellik karşısında çok duygulanmıştır. Buraya ‘’Yalova gibi modern bir şehir kuracağım demiş’’. Ankara’ya döndüğünde 500.000 TL ödenek gönderilmesini emretmiş, ilgili görevliler ve uzmanlar Elazığ’a gelerek incelemelerde bulunmuşlardır. Fakat O’nun vakitsiz ölümüyle bu çalışmalar yarım kalmıştır. 17 Kasım Atatürk’ün Elazığ’a gelişinin yıl dönümü bu günlerde deprem dolayısıyla yıkılan Sivrice’miz yeniden inşa edili. Deyim ki hazır bu çalışmalar yapılırken Atamızın Sivrice ilçesi için çıkartılması emrini verdiği ama vakitsiz ölümüyle gelmeyen (tahminen) şu 500.000 TL’nin peşine düşsek. Bugünkü karşılığı ile tahsil etsek (ne de olsa Atamızın Sivrice’ye armağanı). Gelen para ile de işaret ettiği kıyıda bir ‘’Atatürk Köşkü’’ yapsak ve diğer işlere harcasak nasıl olur? Bunu kim mi yapacak? Tabi ki Şehrin ve Sivrice’nin yetkilileri ve ileri gelenleri.
***
KENT MÜZESİ
Rahmetli babam antika işlerinden iyi anladığı için, memlekette eline eski eşya geçen, dedesinden, nenesinden kalanları sırtlayıp getirirlerdi. ‘’Usta bunlar nedir, değerli midir? ‘’ diye sorarlardı.
Benimde yaşadığım birkaç komik olaydan bahsedeyim; Mesela bir gün baktım adamın biri elinde bir halı parçasıyla geldi.
Usta bunun değeri var mı? Diye sordu.
Babam baktı inceledi ve ‘’Var dedi ama bu halının diğer parçaları nerde? ’’ Dedi.
‘’Adam bu halı bize babamızdan kaldı. Dört kardeş anlaşamadık, makası elimize alıp dörde böldük, bu parça da bana düştü dedi.’’
Yine bir gün birisi elinde bir tomar eski parayla geldi, baktık paralar eski ve tedavülden kalkmış, sorduk.
‘’Nerden buldun bunları? Şimdiye kadar nerdeydiz?”
Cevabı:
‘’Anam rahmetli oldu yorganın yastığın içinden çıktı. Rahmetli cimriymiş, yememiş, yedirmemiş, ölene kadar biriktirmiş… Hem de yastığın yorganın içinde, ölüp gidince de paralar tesadüfen bulunmuş’’
Ne yazık ki tedavülden kalktıktan sonra buluni paralar.
Bir gün de köyün birine ava gittiğimizde bizi misafir eden adamın evinin eşiğinde eski bir kilim gördük ve sorduk;
‘’Bu kilim kıymetli parça niye burada? Niye eşikte?
Cevabı:
‘’Dedemizden kalmıştı kıymadık atamadık ve eşiğe serdik.’’
Yani antika kilim eşikte ayaklar dibinde, parçalanmış gitmiş haberleri yok.
Geçmişte yaşadığım bu olaylar hala daha sürmekte. İnanamazsız ama köklü ailelerin evlerine ziyarete gittiğimde ellerinde geçmişten kalma maddi, manevi değerleri olan öyle eşyalar görim ki. Çoğu müzelerde bile yer almayan eşyalar… Mesela kitaplar, saatler, tabakalar, kemerler, mobilyalar, kap kacaklar, tepsiler, mangallar, halılar, kilimler… Çoğu insanlar bu eşyaları kaybolmaması için, gelecek nesillere taşınması için yapılacak olan ‘’Kent Müzesine’’ seve seve verirler, bağışlarlar. Çoğu da adlarının yaşatılması için bunu yaparlar. Onun için yapılacak iş çok kolay. Güvenilir, bilgili ve yetkili kişiler belirlenir. Ürünler kayıt altına alınır, yapılacak olan (bir an önce) kent müzesinde sergilenir. Artık insanlar gittikleri şehirlerde o ilin geçmişine ait eşyaları görmek, yöresel gıdalarını tatmak için yollara düşiler. İlimizin ileri gelenleri ve yetkilileri de bunların farkındadırlar herhalde. Ufak masraflarla büyük gelirler elde etmek mümkün. O zaman haydi şu ‘’Kent Müzesini’’ biran önce şehrimize kazandıralım.
***
HAFTANIN FIKRASI:
Adamın biri yolda giderken, birden ayağı kayıp düşmüş. Arkasından gelen adam kalkmasına yardım etmiş. Düşen adam teşekkür ettikten sonra:
- Sizin bu iyiliğinize nasıl karşılık verebilirim? Demiş.
- Vallahi ben şimdiki iktidar partisinin bir üyesiyim. İlk seçimlerde bizim partiye oy verirsez ödeşmiş oluruz.
Düşen adam ters ters bakmış ve karşısındakine:
‘’Beyefendi.. beyefendi.. demiş. Ben düşünce k..çımı yere vurdum, kafamı değil!’’
HAFTANIN FOTOĞRAFI